miss_ilse

...

miss_ilse.myevs.net

 
 

bir donemin sonu

 

final raporu yazmam gerekiyor
neler öğrendim,
hangi yeteneklerimi geliştirdim
sorunlarım nelerdi
o kadar çok soru var ki,
ama benim cevaplarım daha fazla
inanılmaz bir deneyimdi
kendimle hiç bu kadar başbaşa kalmamıştım,
daha önce ne kadar güvendeymişim
incinmeme izin vermeyen ne kadar çok insan varmış etrafımda
her düştüğümde bir omzum vardı ağlayacak,
çok güçlü olduğumu söylerdim
bu yüzdenmiş
beni pamuklara saran bir mükemmel bir ailem ve güvendiğim,sımsıkı bağlı olduğum
arkdaşlarım sayesindeymiş.
o yüzden hiç korkmazmışım.
yeniden tanıdım kendimi burda tek başıma
ailem, arkdaşlarım,şehrim,
sevgilim,alışkanlıklarım hepsini sekiz ay önce arkamda bırakıp geldim.
bambaşka bir hayatın içine bıraktılar beni
8 ay önce 2 şubatta gece 23 sularında,
çat katındaki odama götürdüler
şaşkınım,konuşamıyorum, yemek yiyemiyorum
tek başımayım.

en sevdiğim eldivenlerimi unutmuştum otobüste,
farkettiğimde otobüs hareket etmek üzereydi
durduramadım,
’bir saniye eldivenlerimi unuttum kapıyı açar mısınız! diyemedim,
öylece bakakaldım
aceleyle sözlüğümü açtım
italyanca eldiven
eldiven ne demekti
ya da durur musunuz
kapıyı açar mısınız.
otobüs gitti
annemin bana aldığı eldivenlerimi böylece kaybettim
o şubat akşamında.
sonra birkaç kilo verdim
iştahsızlıktan değil
birden değişen damak tadına alışamadım
önceleri.
ofiste kalabalığın içinde tek kelime edemeden oturdum günlerce
neler konuştuklarını anlamaya çalışarak geçti günlerim.
2.haftada evimde her gün içtiğim
süt yüzünden midemden rahatsızlandım,
değişikti sütün tadı ama süttü işte,
kabul etmediğim gerçekleri vucudum gözüme sokmaya çalışıyordu
artık evimde değildim,
bıraktım süt içmeyi
elinden oyuncağı alınmış çocuk gibiydim
oysaki neleri bırakmıştım arkamda,
hiç hissetmediğim kadar yalnız ve zayıf hissettim kendimi,
midemdeki ağrıdan kıvranıyordum ofiste
kimsenin gelip neyim olduğunu sormamasını
anlayamıyordum
ailem ya da arkadaşlarım yoktu yanımda
midemin ağrısından mı
yavaş yavaş farketmeye başladığım gerçeklerden mi bilmem
ağlamaya başladım,
ilk defa kendi kendimi iyileştirmek zorunda kaldım,
annemin ıhlamuru yoktu ilk defa.
2.akşam bundan sora otobüsle gidiceksin işe deyip elime nasıl kullanacağımı bile bilmediğim bir bilet verdiler
nerde olduğunu bilmediğim bir durağı aramakla geçirdim bir saati
müthiş bir telaşla.
o gece eve vardığımda başardığım şeyden o kadar mutluydum ki
otobüse binip yolumu bulabilmek gibi ufacık bir şey neşemi yerini getirdi,
küçük şeylere sevinip
küçük şeylerde hemen üzülebiliyordum
cesaretim kırılıyordu ara ara
ama seviyordum kendimi büyütmeyi
yeni doğmuş bir çocuk gibi
konuşmayı, ayakta kalabilmeyi öğreniyordum.

önce yavaş yavaş italyanca konuşmaya başladım
söyleyemediklerim, anlatamadıklarım o kadar çok birikmişti ki içimde
mtühiş bir azimle yeniden konuşmayı öğreniyordum.
süt içmeyi denedim bür gun korka korka
hastalanmaktan değil
beni sarıp sarmalayan insanların burda olmadıklarını tekrar anlamaktan korkuyordum aslında.
bütün günü midem acaba ne zaman ağrıyacak diye bekleyerek geçirdim
ağrımadı, süt tekrar hayatımdaydı
alışıyordum,
bikaç hafta kadar sonra yemek yemeye başlamıştım,
verdiğim kiloları yavaş yavaş geri aldım,
artık iştahla yemek yiyor
yemek masasında italyanca konuşuyordum.

yeni arkadaşlarım vardı
3.haftamda ilk seyahatimi bologna'ya yaptım
büyülenmiş gibiydim
hayretle etrafı izliyordum
seyahat etmenin tadını yavaş yavaş öğreniyordum
daha sonra ardı arkası gelmeyecek seyahatlerimin ilkinde artık acemelik dönemini atlattığımı hissediyordum.
1 ay sonra Bulgaristan gelen proje arkadaşımla
tanıştım,
öğrendiklerimi ona anlatıyordum
sarıp sarmalaştım onu
durak,hastane,süpermarket,istasyon
tek tek hepsinin yerini gösterdim
ilk zamanlardan belliydi ilerde çok iyi arkadaş olacağımız.
ilk seyahatimizi yaptık beraber daha sonra
venedikti adresimiz,
içiyor, gülüyor
normal hayatlarımıza devam ediyorduk beraber olduğumuz zamanlarda,
hafta içi ofise geri dönüyorduk
gerçek hayata.

izmirdeki hayatıma kısa bir ara vermiştim
döndüğüm zaman her şey beni bekliyor olucaktı
bıraktığım zamandaki gibi.
ama hayat sadece benim etrafımda dönmüyordu ki sadece
ordaki hayatımda kaldığı yerden devam ediyordu
benim dışımda
işte sevgilim buna dayanamadı daha fazla
içinde benim olmadığım bir ilişki yaşadığı düşüncesine kapıldı
birden bir şubat günü kendi hayatımı yaşamak için yola çıktığımda
onu da geride bırakıyordum ve benim burdaki değişimim,gelişimim hoşuna gitmiyordu
her zaman gösterdiğim ilginin peşindeydi
benim de burda bir hayatım olduğunu kabullenmiş gibi görünse de ufacık şeylerde
artık değiştiğimi eskisi gibi olmadığımı söyleyip duruyordu.
oysaki araya giren mesafeler kadar çoktu ona olan sevgim,aşkım
yoksun kaldığı tek şey ilgimdi sadece.
ilgimi çekmek için yaptığı şımarıklıklar
artık yoruyordu beni
tüm sabrımı kendim için kullanıyordum zaten
beklentilerimiz çakışmaya başladı
ben ondan destek ve anlayış beklerken o benden  sabrımı ve ilgimi istiyordu.
bir nisan akşamında sevgilimle tartışıyordum ve bir çözüm yolu bulamıyorduk
artık devam edemeyeceğimi söylediğim anda
onu yarı yolda bıraktığımı söylerek
ve benden nefret ederek çıktı hayatımdan.
ağlamadım
ağlayamadım,
bir başlasam ağlamaya sonu gelmeyecek gibiydi
ve beni sarsıp kendime getirek kimsenin olmadığını bildiğim için içime attım hepsini.
2 yıldan kalan anılarla tek başıma kalıp
kendi kendimi iyileştirdim.
bazı geceler uyurken kendi kendime sarıldığımı hatırlarım.
tüm romantikliğimi,tutkumu o nisan akşamında onunla beraber geride bırakmıştım sanki.
o arada en büyük desteğim oldu francesco
o da daha yeni bitmiş ilişkisinin sersemliğindeydi hala,
birbibimize çok fazla şey veremeyeceğimizi ikimizde biliyorduk,
yalnızlıklarımızdan sıkıldığımız zamanlarda

geçmişe takılı kalmış parçalarımızla,

konuşurduk uzun uzun.
daha fazlasını ummadım hiçbir zaman.

ara ara hatırladığım gülümsediğim
bir anıya dönüştü bir süre sonra
geride bıraktığım zamanlarım.
seyahatlerim devam etti hep o arada,
tanıştığım insanların,dinlediğim hikayelerin
maceraların sayısı o kadar çoğalmıştı ki
haftasonlarını bekleyemiyordum yeni yeni seyahatler için.
o hafta gideceğim yeri seçiyordum
trene binip içkimi açıyor
yaşayacaklarımı bekliyordum heyecanla.

mayıs sonunda hep konuştuğumuz seyahati yapmaya karar vermiştik Zoriyle,
6 günlüğüne barcelonaya gidiyorduk
hayallerimizin şehrine.
planlar yapıldı,biletler alındı
havalanında birer bira içip uçağa bindik.
bir saat kadar sonra o müthiş şehrin üzerindeydik
gerçekten de bulutların üzerindeydim,
yıllardır beklediğim
kovaladığım hayatı yaşıyor
başardıklarımdan müthiş bir keyif alıyordum.
barcelonaya indiğimiz akşam sahile gidip içkilerimizi içtik
ertesi güne dair planlarımızı yaptık.
haritaya bakıp gideceğimiz yerleri işaretliyorduk sadece,
bu tatilin hayatımın deneyimi olacağından habersizdim,
nolabilirdi ki
zaten yalnızdım aylardır ve başarıyordum ayakta kalmayı.
31 mayıs günü öglen 2 sularında barselonanın en büyük meydanlarından birisinde otururken
Sagrada Familia'ya nasıl gideceğimizi kestirmeye çalışıyorduk haritadan,
adres sormak için soluma döndüğümde
2 saniye içinde değişti her şey,
bir anlık dikkatsizlik
içinde bulunduğum sorunsuz günlerin verdiği
rahatlık.
çalınan bir çantaydı evet,
çok basit sadece bir çanta,
annemin aldığı bir hediye.
çantayla beraber tüm emeklerim uçup gitmişti
aylarca beklediğim vize,
pasaportum,
oturum iznim,
ders vererek, çeviriler yaparak gıdım gıdım biriktirdiğim ve sahip olduğum tek para
hepsi 2 saniye içinde yok oldu.
polis elime tutuşturduğu belgelerle
içimi rahatlatmaya çalışırken
ben evime nasıl döneceğimi düşünmeye başlamıştım bile.
hiç bir söz rahatlatmıyordu içimi,
geriye kalan beş günü ordan nasıl döneceğimi düşünürek geçirdim
sıkışıp kalmıştım
kimliksiz, parasız, güvensiz.
süpermarkette bulanabilecek en ucuz şeylerle karnımı doyurup havalanına gidebilecek parayı ayırmaya çalışıyordum
elimde kalan tek şey 20 euro ve polisin verdiği o kağıt parçasıydı.
beşinci günün sonunda saat 5 treniyle havaalanına doğru giderken bir poşet vardı elimde,
bir parça pizza,salatalık ve bir şişe su,
sımsıkı tuttuğum polis raporu.
uçağa binip evime dönücem ve tüm olanları unutucaktım
giden paraydı umrumda değildi
belgelerse bir süre içinde halledilirdi.
gücümün sonundaydım artık
kendimi avutucak sözlerim kalmamıştı
günlerce sesini duymadığım ailemle arkdaşlarımla konuşmak istiyordum sadece.
saat 18 sıralarında uçağa alınmayacağımı öğrendiğim anda bacaklarım titremeye başladı,
bu sefer gerçekten sıkışıp kalmıştım
son gücümle yalvardım,ağladım
ama ben sadece bir kağıt parçasıydım onlar için
o kağıda sahip olmadan evime dönemiyordum.
madritte olan konsolosluğa gidecek param da olmadığı için oraya sıkışıp kalmıştım.
bir saat kadar hiç hareket etmeden oturduğumu hatırlıyorum
kulaklarım uğulduyordu
beni uçakta sanan aileme ulaşmam lazımdı ama nsaıl
hangi telefonla, hangi parayla.
beş gün boyunca o kadar çok avutmuştum ki kendimi o güne hiç bir gücüm kalmamıştı.
1 saat boyunca kendime gelemedim
evet orda kalmıştım
hareket edecek param belgelerim yoktu
bana destek olacak ailem arkdaşlarım da.
bir süre sonra polisten ricamla aradığım türk elçiliği hayatımı kurtaracaktı
bir telefonumla yaptıkları şeyler inanılmazdı
o alandan nasıl çıktım,
o otobüs bileti internetten nasıl alındı
hiç hatırlamıyorum.
gözümün önüne gelen sahne
elimde poşetim
yerlere sürerek yürüyorum
üşüyorum ve kontrolümü ilk defa kaybediyorum.
toplam 22 saat süren yolculuğun sonunda
artık ben eski ben değildim
sınırlar,polisler,sınırdışı edilmeler,
otobüsün iğrenç kokusu,kaçaklar,göçmenler.
hayatımda hiç bu kadar çok ağlamamıştım
durduramıyordum kendimi
her an otobüsten indirilme korkusu
aniden yapılan baskınlar
polisin soruları.
hiç bu kadar dibe düşmemiştim hayatımda
uykumda kabuslar peşimi bırakmıyordu
o terkedilmişlik duygusunu bir türlü atamıyordum içimden,
kabuslarımda ya o otobüsün içindeydim
ya da bir yere sıkışıp kalıyordum,
bir günde defalarca banyo yapıp üzerime sinen o kokuyu kazıyordum vucudumdan.
sonrası mı,
çok uzun hikaye,
günlerce saçma sapam belgeler için koşturup ağladım,
2 saniyelik bir an bunlara sebep olmuştu
ve ben bunu hiç düşünmeyeye çalışıyordum
üzerini kapattım daha sonra,
9 temmuz günü istanbula indiğim zaman
bir de orda başıma gelecekler vardı
sonu gelmiyordu bir türlü karakolların sorgulamaların,
benimse tek suçum 2 saniyelik dikkatsizlikti.
1 hafta boyunca kaldığım izmirimde
ailem,arkadaşlarım beni pamuklara sarmıştı yine,
hepsine tek tek sarıldım saatlerce
böylece her şeyi geride bıraktım.

16 temmuz günü tekrar italyadaydım
hala burdayım
burdaki son günlerimde
gerçekten huzur içindeyim.
artık duygularımı belli edebiliyorum
ağlayabiliyorum
zayıflıklarımın farkındayım
hatalarımı anlıyorum ve telafi ediyorum
çok sabırlıyım,
artık eskisi gibi kolay kolay sinirlenmiyorum,
insanların bir anlık hatalarla neleri kaybedebildiklerini biliyorum
ki benim kaybettiğim ne ki onların yanında
değil mi,
evet tamamen unutmuş değilim,
bazen tıpkı o gün havaalnındaki çaresizliğime geri dönüp nefes alamıyorum,
kendimi dışarı çıkarıp yürüyorum
konuşuyorum kendi kendime.
poşet taşımayı sevmiyorum artık
havaalanlarından korkuyorum
gece karanlıkta uyumaktan korkuyorum
bazen gereksiz şeylere üzülüyorum ve
kalbim yerinden çıkıcak gibi atıyor,
nerde olduğumu unutacak kadar içtiğim anlar oluyor,
ama
korkularımı, zayıflıklarımı biliyor olmayı
seviyorum
alışık olmadığım tepkilerim oluyor bazen
bir kenara not ediyorum
kendimi dinliyorum.
sonlara yaklaşırken yaşadığım iyi kötü her anı düşünüyorum
ve bir tanesinden bile pişman olmadığımı görmek
beni çok mutlu ediyor.

about:miscellaneous21-10-2008 @ 12:45 UTCno comments

wake me up when september ends

it is like a dream to be here, the longest and the biggest. It has been 3 weeks since i arrived Mantova and everything goes smoothly. After waiting so much time and getting over many many problems, i feel like  i deserve this.  i am living in a huge house, having two bedrooms and my own bathroom. The italian family that i am living with is one of the nicest people i have ever seen. They don't speak English. So we use a language mixed with body language and my poor İtalian=) Also ın the office, there is only girl speaking English and she works at different hours than me. I work between 14.00 and 19.00 in a huge sport center.

i love my life here, getting used to everyday. ın the mornings, i run along the river and then breakfast. Ater a quick shower, ı go work by bus, sometimes i continue my sport in the fitness center of Polriva, it is good to be free for me. after working i come home and make a plan for what to do at weekend. Last weekend i went to Bologna with friends that i met on couchsuring.com. oh, what a nice city. For this weekend, i still don't make up my mind. Looking at a map and then choosing a place to visit randomly is very enjoyable!

about:miscellaneous21-2-2008 @ 23:43 UTCno comments

still waiting

Still waiting... But this time not for acceptance but for visa. These last 6 months have been very taft for me. After 2 months waiting, i learned that my project was rejected by Italian national agency. Big dissapointment...Then i applied for september deadline again and finally it was approved!!! I thought that everything would be easier when i got the acceptance. But life always challenges me, this time i am lost in visa procedure. Because my country is not a member of E.U, i have to prepare lots of papers for the Italian Embessy. My visa appointment is on 16th of January and my project starts on 20th of January. I will have only 4 days to get everything ready, especially myself. 2 weeks later i am supposed to start my project in Mantova/Suzzara but i still do not know whether i can go on time or not.

ı hope next time, i can give the good news.

about:miscellaneous7-1-2008 @ 10:50 UTCno comments

Links

MyEVS album


 
 
Hi there!   If you want me to keep you informed, subscribe to my mailing list!